Küçük, hafif, tarz sahibi, şık, yenilikçi ve lensi değiştirilebiliyor. DSLR gibi ama değil çünkü aynası da yok :) Bugün sizlerle, Olympus’un Micro Four Thirds ailesine dahil ilk fotoğraf makinesi olan E-P1 modelini 17mm f/2.8 lensi ile birlikte inceleyeceğiz. Bu kadar küçük bir gövde ile DSLR benzeri bir deneyim mi yoksa kompakt makine benzeri bir deneyim mi yaşandığına da bakacağız.
İÇERİK
- Giriş: E-P1′i özel yapan nedir? Micro Four Thirds sistemi nedir?
- Kullanım Deneyimi: Kullanırken neler hissettik?
- Video: E-P1 video çekiminde başarılı mı buna baktık.
- ISO: ISO değişimi ile görüntü kalitesinin nasıl etkilendiğini inceledik.
- Gövde, Özellikler ve Ekranlar: E-P1 hakkında daha detaylı bilgi.
- Örnek Fotoğraflar
- Sonuç: Değerlendirmem ve ‘E-P1 kimler için?’ sorusunun cevabı
Başlıkta inceleme desek de bu daha çok kullanım tecrübesi yazısı olacak. Klasik olarak ISO testi yaptım; dinamik aralık, saniyede kaç kare çekiyor tarzı testler ise yapmadım ama yapanlardan özet geçeceğim ;) Okuduğum incelemelerde haftalarca kullandıklarından bahsedenler mevcut ama Olympus Türkiye bize 1 haftalığına ürün yolluyor, o yüzden benimkisi de 1 haftalık kullanım deneyimi :)
Teknik bir kısıtlama nedeniyle incelemeyi ikiye bölmek zorunda kaldım. Asıl inceleme yazısı, şuan okumakta olduğunuz. İkinci bölüm daha çok bu yazıyı destekleyecek içeriğe sahip. İncelemenin ikinci bölümünü okumak için yazının sonundaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.
Giriş
Uzun bir süredir Olympus E-Pen serisinden bir fotoğraf makinesi kullanmak istiyordum. İlk Micro Four Thirds sistemi gövdeler Panasonic’ten G1 ve GH1 olarak gelmiş olsa da güncel DSLR modellerine göre çok da küçülemeyen boyutları nedeniyle pek ilgimi çekmediler.
Micro Four Thirds sisteminin gerçek avantajı olan küçük boyutlu gövdeyi ilk sunan ise E-P1 modeli ile Olympus oldu. Aslına bakarsanız E-P1 biraz aceleye gelmiş bir üründü. Aradan çok geçmeden E-P1′in birkaç eksikliğinin giderilmiş hali diyebileceğimiz E-P2′nin duyurulması da bunun bir kanıtıydı. E-P1′den sonra piyasaya gelen Panasonic GF1 ise tam anlamıyla piyasayı salladı. Her üç modelin de kendine göre avantajları ve dezavantajları mevcut.
Metalik gümüş ve beyaz olmak üzere iki farklı E-P1 modeli bulunuyor. Bize gelen ürün daha az üretildiğini düşündüğümüz (almak isteyip de bulamayanlar olduğunu okudum) beyaz gövdeli E-P1. Yurtdışındaki sitelere baktığımda, beyaz E-P1′i bulamadım, üretimden kalkmış görünüyor. Üretimden kalkmış bir ürün mü inceledik yani? Tam olarak değil çünkü metalik gümüş gövde hala satılmakta ;)
E-P1′in Micro Four Thirds gövdesi olduğunu söyledik. Peki Micro Four Thirds nedir? Four Thirds (4/3) sistemi hakkında burada uzun uzun yazmıştık. Micro Four Thirds (MFT), Four Thirds sisteminden ayna mekanizmasının çıkarılması sonucunda elde edilmiş bir sistem ve ana amacı kompakt gövdeler elde edebilmek. MFT’ün amacı oldukça açık: DSLR’ın hamallığını yapmadan, DSLR kalitesinde fotoğraflar elde edebilmek! Bunu başarıp başaramadığını yazımızda göreceğiz.
Burada aklınızda hemen şu sorunun belirdiğini tahmin edebiliyorum :)
DSLR’daki ‘R’ ayna mekanizmasını temsil ederken adamlar aynayı çıkarmışlar. Otomatikman DSLR tanımının düşmesi gerekmez mi?
Evet, aynaya sahip olmayan gövdeye DSLR diyemeyiz. Ayna olmayınca, optik bakaç da iptal oluyor. Optik bakaç yerine kompaktlardan alıştığımız LCD temelli bir kullanım söz konusu. Bu sistemler için kabul görmüş bir terim yok ama en çok kullanılan kısaltma benim de benimsediğim EVIL. Çok karizmatik bir kısaltma bulmuşlar :) ‘Electonic Viewfinder Interchangeable Lens‘in yani ‘Elektonik Bakaç, Değiştirilebilir Lens’in kısaltması oluyor ;)

Mevcut EVIL gövdeler ve Haziran, Temmuz 2010 gibi gelecek SONY modelleri ki onların isimleri şuan için dedikodudan ibaret.
MFT sistemi de aynen 4/3 sisteminde olduğu gibi bazı standartlara sahip. Tam anlamıyla açık bir sistem olmasa da firmalar bu sisteme dahil olabiliyorlar. Nedir bu standartlar? Ana standart, 35mm filmin köşegen uzunluğunun yarısı kadar yani 21.63 mm köşegen uzunluğuna sahip bir algılayıcının kullanılması. Bu algılayıcı boyutu 4/3 sistemleriyle aynı. Farklar ise lens-algılayıcı mesafesinin yarı yarıya azalması, lensin çapının 6mm daha küçük olması ve lens-gövde arası iletişimde 9 yerine 11 pinli bir yapının kullanılması.
Aşağıdaki görselde iki sistem arasındaki farklar görülebilir. 4/3 lenslerini bir adaptör yardımı ile MFT gövdelerinde kullanabiliyoruz.
Okur: Neden EVIL sistemlere ihtiyacımız var?
Yalçın: Ben Canon EOS 5D kullanıcısıyım. Lens envanterim de iki lensten ibaret: Sigma 24-70/2.8 ve 70-200/2.8. Makro lenslerim de bunlar ki bu incelemedeki tüm fotoğraflar istisnasız bu ikili ile çekildi. Lenslerimden memnunum ama canımı sıkan bir sorunum var: Görüntü kalitesinden taviz vermemek adına ciddi bir ağırlık taşımak zorunda kalıyorum. 5D kendi başına 895 gr geliyor. Lenslerle beraber de yaklaşık 1600 gr ya da 2250 gr demek. Büyük boyutlar da cabası. Bu yükü taşımaktan bıktığım için ciddi bir çekim olmadıkça ekipmanı evde bırakır oldum.
İşte burada EVIL sistemler devreye giriyor. Çanta bile kullanmadan makineyi montumun cebine koyabileceğim. O kadar geniş cebe sahip birşey giymiyorsam da küçük bir çanta yeterli.
5D hala ana makine olacak ama genel kullanımda elimin altında küçük ve yetenekli bir gövde bulunacak ;)




Sonraki Sayfa:





E-620 incelemesini sabahın 9 küsüründe bitirdikten sonra bir daha uzun inceleme yazmayacağım demiştim. Huylu huyundan vazgeçmez derler ya, benimkisi de o hesap sanırım :) Titizlik ve şu da olsun, bu da olsun derken gene uzunca bir HTML kodu ortaya.
Bu incelemede kişisel rekorum olarak 75 görsel kullanıldı ve ilk etapta 9 sayfa olan yazıyı wordpress kaydetmemekte direndi. Çeşitli kombinasyonlarla 1 saat uğraştım ama her seferinde Word Count=0 diyerek içeriği sildi. El mahkum ben de yazıyı ikiye böldüm :) Bu arada gene saat 8 etmiş olduk. Yazı da toplam 3 günümü aldı. Bunun yerine çekim tekniği yazarım daha yararlı olur diye düşünmem de bundan sanırım.
Okunma sayılarına bakıyorum da incelemenin ikinci bölümünin okunma oranı ilk bölümün %15′i.
Onu da okuyun zira E-P1 hakkında ek olarak yararlı görüşler mevcut ;)
Bulamadınız mı? Buyrun o zaman bağlantısı:
http://www.bascek.com/5339/olympus-e-p1-incelemesi-ii/
Bu incelemede menülerdi falan detaya girmedim. Sorunuz olursa çekinmeden sorun ki yazı bir işe yarasın ;) Yorum yazmak, soru sormak parayla değil, bedava :D
Cekilen fotograflarida bayagi kotu CA gordum ben. Herhangi bir RAW isleme programiyla kolay duzeltilir tabi ama ben Olympus lenslerden daha iyi performans beklerdim.
Bir de ben hala su lenslerin ufalmasini bekliyorum. Pentax APS-C sensorler icin daha ufak pancake uretebiliyor, 4/3 sensor icin daha ufak zoom lens yapmalari gereli. Bu durumda pek cepte tasinacak gezi makinesi olmuyor.
4/3 sensorun herhalde en buyuk avantaji, ornegin tam karede f11 ile alabildiginiz alan derinligini f5.6 civarinda alabilmeniz (hesap dogru degil mi?). Yani ayni enstantane degerinde sensore iki kati isik dusurebiliyorsunuz. `Alan derinligi isteyenler icin` buyuk avantaj.
Unutmadan: Merak ettigim hemen herseyi buldum incelemede, eline saglik.
Merhaba,
Makine hangi firmware ile test edildi yazıda bulamadım. Firmware v1.1 ve v1.2 ile gelen C-AF ve MF update’leri mevcut, buna rağmen mi focus sorunları devam ediyor acaba merak ettim.
http://www.olympus.co.jp/en/support/imsg/digicamera/download/software/firm/e1/ep1.html
Mevcut bellenim sürümüne bakmadım ama yeni gelen bellenim güncellemelerinin hız konusunda pek bir gelişme sağlamadığını okudum.
Tamamdır. Teşekkürler.
saatlerdir olympus pen 1,2, gf1 okuyorum izliyorum. farkı farkedecek biri değilim ama gf1 iki katı fiyatı hakediyor mu diye sordum? leica lens gercek performansını sergiliyor mu? pentax 50mm 1.7 gibi bir lensi oly’de kullansam iyi performans alabilir miyim diye de sordum. oly alacak olursam bu ürünü 1500-2000 liralara değilde. ABD fiyatına yakın fiyata alacak yer bulabilir miyim?