
Olympus’un gelmiş geçmiş en başarılı DSLR kamerası diyebileceğimiz kadar iyi olan Olympus E-620 için iki kelimeden oluşan cümlemiz şu: İşte bu! Çok iddialı bir giriş yaptığımızın farkındayız ama bu sene içinde duyurulan giriş seviyesi modelleri içerisinde Pentax K-x ile beraber editörünüzü en çok heyecanlandıran gövde Olympus E-620 oldu.
Olympus E-620′u denedik ve hakkında bir inceleme yazısı hazırladık. Okumak için buraya tıklayınız.
Bu yazılarımızın farklı incelemeler ve kullanıcı yorumlarından bir derleme olduğunu biliyorsunuz. İlk etapta Sony modelleri ile kendi incelemelerimizi bu yazıların ikinci bölümleri olarak sunacağız ve Olympus Türkiye de destek verirse öncelikli modeller arasına bu modeli ekleyeceğiz.
Duyurulma tarihi: 24.02.2009 ABD fiyatı: Sadece gövde 600USD, 14-42 kit 700USD, 14-42 ve 40-150 kit 800USD (26.09.2009 fiyatı) Türkiye fiyatı: 14-42+40-150 kit: 2250TL (26.09.2009 fiyatı)
Gelelim neden bu kadar heyecanladığımıza :) Heyecanlanma nedenimiz fiyat/performans başarımı ve bu küçük boyutlu gövdeye sığdırılan oldukça fazla özellik. E-620′nin rakipleri Canon’dan EOS 500D, Nikon’dan D5000, Pentax’dan K-x ve Sony’den A500 ile A550. K-x en düşük fiyatlı ürün, E-620 ondan biraz daha pahalı, diğer rakiplerin hepsi ise orta seviyeden Nikon D90 ve Olympus E-30′u zorlayan fiyatlara sahipler. E-620′nin tek eksiği video çekememesi ki Pentax K-x bu noktada da isteklere cevap verebiliyor. Canlı-izleme (live-view), gövdeden titreşim engelleme (IS/Image Stabilizer), hareketli LCD ekran, yüksek kişiselleştirilebilirlik ile küçük ve hafif gövde bir araya gelince çok çekici bir ürün ortaya çıkmış. Görüntü kalitesi de, E-30 ile beraber, şu ana kadar üretilmiş en iyi Olympus E-serisi gövde diyebileceğimiz kadar iyi. Girişi yapıp sizi meraklandırdıktan sonra gelelim E-620′nin detaylarına.
Gövde olarak E-450 ile E-520 arasında bir yapıya sahip olan E-620, kendisi için gövdeden titreşim engelleme sistemine sahip en küçük DSLR tanımını kullanmakta. Biraz zorlama olduğunu kabul ediyoruz :) Giriş seviyesinde o kadar sert bir rekabet var ki en sık model güncellemesi ve en çok model bu seviyede oluyor. Modellerin hepsi de küçük ve hafif olduğu için ben daha hafifim veya daha küçüğüm deyince bilin ki milimetreler konuşulmakta, o yüzden buna çok takılmanıza gerek yok. Gövde yapısı olarak fiberglas ile güçlendirilmiş plastik kullanan E-620′nin gövde yüzeyi pürüzsüz plastik yerine Nikon D90′daki gibi dokulu bir yapıda olduğu için şık bir görünüme sahip. ‘Grip’ tasarımı E-450 ile E-520 arasında bir yere sahip. E-450′de neredeyse yok diyebileceğimiz ‘grip’ yerine daha dışarı çıkıntı ama bir E-520 kadar da büyük olmayan ‘grip’ kullanıcı deneyimlerine bakılırsa gayet rahat. Deklanşör düğmesi çok gerideymiş gibi dursa da grip tasarımı sayesinde kullanımda bir soruna neden olmayacaktır. Ağırlığı düşüren en büyük etmen ise E-520′ye göre daha düşük kapasiteli, boyut olarak daha küçük bir pilin kullanılması. E-520′nin pili 650 kare kadar dayanırken, E-620′de bu 500′e inmekte (CIPA standardı verileri). Titreşim engelleme ve canlı-izlemeyi de sık kullanırsanız çok daha az gidecektir.

Olympus E-620: Algılayıcı ve SWF
Canlı-izleme ile toz giderme sistemleri birer Olympus ilki ve E-620′de de kendilerine yer bulmaları şaşırtıcı değil. Bir başka Olympus ilki de arka gövdedeki tuşların arkadan aydınlatmaya sahip olması. Bu gece çekimlerinde oldukça faydalı olabilecek güzel bir ek özellik. Özel fonskiyon atayabileceğiniz ‘Fn’ tuşu, ekrandan ayarları hızla değiştirebileceğiniz ‘Super Control Panel’ kontrol sistemi ve her görev için yeterli sayıda tuş barındırması ile rahat bir kullanım sunan E-620, bu seviyedeki rakiplerine göre oldukça detaylı ayarlara imkan veren bir menü sistemine de sahip. Çok detaylı bir menü beraberinde aradığınızı bulmanızda zorlanmanızı da beraberinde getireceği için gözünüzü korkutabilir ama kullandıkça alışılacak bir konu olduğu için dezavantaj değil, avantaj bize göre. Zaten çoğu ayarı da sık sık değiştirmeniz gerekmeyecek ;)

Olympus E-620: Harektli LCD ekran
E-620′nin arkasına baktığınızda ilk dikkatinizi çeken şey eminiz ki hareketli LCD olacaktır. Bu seviyede Nikon D5000 ve Sony’nin Alpha 380/500/550 modelleri de hareketli LCD sunmakta, Canon ve Pentax ise hiçbir modelinde bu seçeneğe sahip değil. Rakiplerinde de hareketli LCD varken bu pek avantaj değilmiş gibi görülebilir ama hareketli LCD’nin esprisi LCD’nin hareket serbestisi olduğunu düşünürsek bu konuda E-620′nin en başarılı tasarıma sahip olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz. Sony’nin modellerinde LCD, normal tutuşta tek yönde harekete izin verdiği için bel altı ve üst açıdan çekim yapmakta kullanışlıyken gövdeyi yan tuttuğunuzda aşağıdan ve yukarıdan bakmak istediğinizde kullanışlılığını kaybediyor. Nikon’un D5000′de kullandığı ekran ise Sony’ye göre daha fazla hareket sunuyor ama gövdeye bağlantısı soldan değil de gövdenin altından olduğu için tripod kullanımında sorun yaratması gibi kimi sorunları beraberinde getiriyor. D5000′de olduğu gibi LCD’nin ters çevrilip dış darbelerden korunabiliyor olması da kullanışlılığı arttırıyor. E-620′nin her koşulda kullanabileceğiniz oldukça esnek, hareketli LCD’si, 2.7″ boyutu ve 320×240 piksel çözünürlü ile, 3″ boyutlu ve 640×480 piksel çözünürlüklü kimi rakiplerini düşündüğünüzde pek göz kamaştırıcı değil.

Optik bakaç karşılaştırması: Soldaki Olympus E-520/450, sağdaki Olympus E-620.

Olympus E-620: Optik bakaç boyutu
Optik bakaç E-420 ve E-520′ye göre daha büyük olsa da Sony’nin A-330′unun bakacından birazcık daha büyük olabilmiş. A-330′un kesme çarpanının 1.5x, E-620′ninkinin 2x olduğunu düşünürseniz bu oldukça başarılı bir değer gibi görünmekte ama Nikon D5000 , Canon 500D ve Pentax K-x daha büyük bakaçlara sahipler. E-420 ve E-520′nin bakaçlarında sağda yer alan, okunması zor bilgi bölümünün E-620′de bakacın alt bölümüne taşınmış olması ise sevindirici. Bakaca bakarken 7 adet AF noktasını da gördüğümüz için AF konusuna da değinelim. 7 AF noktasının merkezdeki 5 tanesi çapraz tipte (’cross type’) algılayıcılara sahip yani hem yatay hem de dikeydeki değişimlere hassaslar. AF sistemi özellikle SWD lensleri ile birleşince markanın en üst modeli olan E-3 kadar hızlı odaklama yapıyor yani AF sistemi kesinlikle hızlı ve etkili. 20 adet lens için odaklama konusunda ince ayar yapabildiğiniz gibi tek tek AF noktalarında da ince ayar yapabiliyorsunuz. Kullanımı çok kolay olmasa da bu seçeneklerin bulunması güzel. Gövdede AF yardım lambası olmadığı için dahili flaşı ya da harici bir flaşı kullanmak durumundasınız.
Sıralı çekim konusunda ise 4fps ile orta seviyeden Nikon D90′ın da aynı hızı sunduğunu göz önünde bulundurursanız oldukça yeterli diyebiliriz. E-520 gibi 64MB’lık tampon bellek kullandığından olsa gerek, sıralı çekim hızı biraz artarken, artan çözünürlük nedeni ile de çekim sayısında düşüş yaşanıyor. Dpreview testlerinde 4fps hıza ulaşamamış. RAW ve JPEG için de 3.3 fps hızında kalmışlar ve çekim sayısı JPEG için 11 kare (tampon bellek dolunca 3fps ile çekmeye devam ediyor), RAW içinse 6 kare (tampon bellek dolunca 1.7fps ile çekmeye devam ediyor) olmuş. Cameralabs ise sıralı çekim hızını 3.4fps olarak ölçmüş.

Olympus E-620 gövdeden kablosuz flaş kullanım imkanı sağlıyor.
12GN değerinde dahili flaşa sahip E-620 diğer tüm Olympus gövdeleri gibi ek bir kontrolcü olmadan flaşların ayarlarını değiştirebilme ve 3 gruba kadar harici flaşları patlatabilme yeteneğine sahip. Flaşlar için azami 1/180 saniyelik senkron hızı kullanılabiliyor.

Olympus E-620: 'Art Filters' yani 'Sanat Filtreleri'
Olympus modellerinde son zamanlarda ön plana çıkarılan bir diğer özellik de Sanat Filtreleri (’Art Filters’) olmakta. Bu filteler aracılığı ile bilgisayarda yapabileceğiniz değişik etkileri gövde içinde daha hızlı bir şekilde elde edebilmeniz mümkün. Yeni başlayanların veya çok yüksek beklentileri olmayan kullanıcıların bu özellikleri seveceğine eminiz ama biraz daha deneyimli kullanıcılar için ek özellik olmaktan ileri gidemeyeceklerdir. Sanat filtrelerini kullandığınızda işlemlerin normalden daha uzun süreceğini de dikkate almalısınız (mesela ‘Pin Hole’ için yaklaşık 1o saniye). Mevcut filtreler şu şekilde: Pop art, Sot Focus, Pale&Light Color, Grainy Film, Pin Hole.

©Olympus. Sanat Filtresi: 'Grainy Film'. E-30 ile çekilmiş ama iki modelin görüntü kaliteleri hemen hemen aynı zaten. Editörün kişisel notu: Şahsen ben bu filtreyi çok sevdim bıkana kadar kullanırdım sanırım :)

©Olympus. E-30'da sanat filtrelerinden Soft Focus kullanılarak çekilmiş. 70-80'lerde dergilerde bu tarz karelere sık sık rastlayabilirdiniz. Kimileri etkinin çok fazla olduğunu, Photoshop kullanarak daha gerçekçi bir etki elde edilebileceğini söylemiş ama kişisel zevk bizce ;)
Olympus E-620, Panasonic üretimi 12.3MP’lik Panasonic NMOS algılayıcı kullanmakta ve ISO100-ISO3200 arası ışık hassasiyetine sahip. Düşük ISO değerlerinde detay ve renk olarak oldukça iyi sonuçlar veren E-620, eğer gürültü giderme özelliği kapatılırsa ISO200′den itibaren görünür gürültü üretmeye başlıyor. Bu ışıklı bir ortamda ISO800 dahil çok sorun yaratmıyor ama az ışıklı ortamda zorunluluktan yüksek ISO kullanıyorsanız oluşan gürültülerden rahatsız olma ihtimaliniz var. Gürültü gidermenin kademeli olarak kullanıcı tarafından ayarlanabiliyor olması ise esneklik sağlıyor. 4/3 sistemleri hiçbir zaman yüksek ISO konusunda en iyi olma iddiasında bulunmadılar ama her yeni modelde bu konuda ilerleme sağladıklarını görmek güzel. Sonuçlar E-520′den artan çözünürlüğe rağmen daha iyi. Imaging Resource‘daki örnek kareleri kullanarak yüksek ISO konusunda sınıf lideri olan Nikon D5000 ile standart gürültü giderme ayarında E-620′yi karşılaştırdığımızda ise şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor. ISO400 dahil E-620 benzer bir görüntü kalitesine sahip. ISO800′de gürültü biraz daha belirgin olurken detaylar korunmaya devam ediyor. ISO1600 sonuçları E-620′de hala kullanılabilir durumda, gürültü artıyor ama detaylar hala yeterli seviyede, D5000′de gürültüden pek eser yok. ISO3200′de D5000 hala aynı temiz sonuçları korurken E-620 havlu atıyor, artık koyu tonlar gürültü nedeniyle pek hoş görünmüyorlar. D5000 bunun da ötesinde detaylarda kayıplar olsa da ISO6400 sunuyor. E-620′nin kullanılabilir yüksek ISO değerinin ISO1600 olduğunu söyleyebiliriz. Eğer ISO1600′ün üstüne çıkmanızı gerektirecek alanlarda çekim yapmayı düşünüyorsanız o zamana E-620 yerine Nikon D5000 veya Canon 500D’yi düşünebilirsiniz. ‘Gradation’ ayarını ‘Auto’ yerine ‘Normal’ yapmak gürültü oranını düşürmekte yardımcı oluyor. Çok fazla canlı-izleme kullanılmasının algılayıcının daha fazla ısınmasına yol açacağı için gürültü seviyesinin de artabileceği Olympus tarafından belirtilmiş. Aşağıda değişik incelemelerin ISO konusundaki yorumlarını görebilirsiniz ki Digital Camera Info dışındakilerin ISO konusundaki görüşleri olumlu.
Pop Photo: “ISO100′den ISO1600′e kadar genel olarak mükemmel fotoğraf kalitesine sahip. Kabul edilemez sonuçlar veren ISO3200 dışında gürültü başarımı etkileyiciydi.”
ShutterBug: “Standart gürültü giderme uygulandığında en yüksek ISO değerinde çekilmiş kareler bile 23″ monitörde tam ekran bakıldığı zaman, gürültüler zorla görülebiliyor. A3 boyutunda alınan ISO3200 çıktılarında gürültüler görülebiliyor ama çirkin görünmüyorlar”.
Digital Camera Info: “İncelememizin gürültü kısmında çok kötü bir performans göstermesi ne yazık ki kameranın en ayırdedici özelliği oldu. Küçük algılayıcı boyutu ve bir bakıma yüksek MP değeri bir araya gelince ortalamanın altı sonuçlar ortaya çıktı.”
Photocrati:” Düşük ışıkta ISO800′de çekilen fotoğraflarda gürültü mevcut ama gürültü deseni çok renkli değil, bu nedenle 8×10 (A4′den biraz daha küçük) baskılar hala iyi görünüyor. Standart seviyenin üstünde gürültü filtresi kullanmak daha pürüzsüz bir sonuç üretiyor ama detayları da azaltıyor. ISO800′ün üstündeki ön tanımlı gürültü giderme çok agresif olduğu için sonuçlar daha yumuşak oluyor.”
Digital Camera Resource Page: “ISO400′e kadar heşey oldukça temiz. ISO800′de biraz görülebilir gürültü mevcut ama büyük boyutta çıktılar almanızı engellemeyecektir. ISO1600′den itibaren ise gürültü giderme çirkin yüzünü göstermeye başlayıp detayları azaltarak basılabilir boyutlarda küçülmeye neden olacak. Baya detay kaybına rağmen küçük boyutlarda baskı almak için ISO3200 hala kulanışlı. Eğer RAW çekerseniz çok daha iyisini de yapabilirsiniz.”
Yüksek ISO başarımı tabii ki herşey değil. E-620 diğer Olympus modellerinde olduğu gibi çok başarılı bir JPEG motoruna sahip. JPEG çekimleri RAW çekimlerinin sahip olduğu tüm detay zenginliğine sahip, bu nedenle doğru ayarlarda çekim yaptığınız sürece (yani bilgisayarda ardıl işleme yapmanıza gerek kalmadıkça) RAW yerine rahatlıkla JPEG çekebilirsiniz. Dinamik aralık konusunda da önceki Olympus modellerinden daha başarılı olan E-620, dpreview‘ün yaptığı testlere göre koyu tonlarda rakiplerinden daha başarılı iken, açık tonlarda sadece Nikon D5000′den birazcık daha az hassasiyete sahip.
Artılar/Eskiler:
+ Uygun fiyata sahip.
+ Yüksek görüntü kalitesi.
+ Başarılı dinamik aralık.
+ Ergonomik gövde.
+ Arkadan aydınlatmalı düğmeler.
+ Bu seviyedeki bir gövdeye göre oldukça fazla ince ayar imkanı sunuyor.
+ 7 noktalı AF sistemi oldukça hızlı.
+ 20 Four Thirds lensi için AF sisteminde ince ayar yapma imkanı.
+ Oldukça tepkili ve hızlı bir makine.
+ Hareketli LCD çok kullanışlı.
+ Gövdede titreşim engelleme sistemine sahip.
+ Toz temizleme sistemi (SWF) çok etkili çalışıyor.
+ Canlı önizleme var ve 10x büyütme sayesinde oldukça kullanışlı.
+ JPEG motoru çok başarılı.
+Çok esnek ve kullanışlı kablosuz flaş kontrolü.
+ Sanat filtreleri yeni kullanıcıların hoşuna gidecektir.
+ Çoklu pozlama seçeneği.
- Yüksek ISO değerlerinde (ISO800/1600) gürültü fazlalaşıyor, ISO3200 pek kullanışlı değil.
- Çok düşük ışık koşulunda canlı-izleme kullanırken ekran siyah beyaz ve gürültülü oluyor.
- Menü yapısı çok fazla ayar imkanı sunmasının bir sonucu olarak biraz uzun ve karışık.
- Rakiplerine göre daha küçük optik bakaca sahip.
- AF yardım ışığı olmadığı için dahili flaşı kaldırmak gerekiyor.
- Sanat filtrelerinin kimilerinin uygulaması çok uzun sürüyor.
Olympus E-620 kimlere hitap ediyor?
- ilk defa DSLR/SLR kullanacak kişilere olduğu kadar küçük boyutlu DSLR kullanmak isteyenler.
- Bol özellik barındıran uygun fiyatlı bir DSLR kullanmak isteyenler.
- 4/3 sistemi kullanıcısı olup da yedek gövde isteyenler.
Olympus E-620′nin rakipleri neler?
Canon EOS 500D, Nikon D5000, Pentax K-x, Sony A-380/A-500/ A-550
Olympus E-620 yerine Olympus E-30 almanın getireceği kazanımlar nelerdir?
E-30, gövde olarak E-620′den her boyutta 1cm kadar daha büyük ve 180g daha ağır. Boyut ve ağırlık dışında ise E-30 daha fazla avantaja sahip.
- Daha büyük optik bakaç (187mm2‘ye karşılık 225mm2) ve daha geniş bir kapsama yüzdesi (%95′e karşılık %98).
- 11 AF noktası (E-620′de 7 tane).
- İki kontrol tekeri (E-620′de 1 tane).
- Daha hızlı sıralı çekim hızı ve daha büyük tampon bellek.
- Eğim göstergesi.
- Çoklu pozlamada 4 tane kareyi kullanabilme (E-620′de 2 tane).
- Harici stüdyo flaşları için PC senkron bağlantısı.
- Daha yüksek azami enstantene (1/4000 saniyeye karşılık 1/8000 saniye).
- Daha hızlı flaş senkron hızı (1/180 saniyeye karşılık 1/250 saniye).
- Daha çok çekim imkanı veren kapasitesi daha büyük pil.










Çok güzel bir inceleme olmuş, tebrik ederim. Bence e-620 güzel bir makine, görebildiğim tek kusuru AF yardım ışığının bulunmaması. Aydınlatmalı düğmeler gerçekten güzel olmuş, bugüne kadar büyük markaların bunu düşünmemiş olmaları çok ilginç. Olympus, Sony ve Pentax makinelerin ortak avantajları dahili titreşim önleme sistemiyle gelmeleri. Eski yeni farketmez, hangi lensi takarsanız takın hepsinde çalışan bu sistem bence süper birşey. Titreşimle sorunu olan Nikon ve Canon kullanıcıları eski lenslerini değiştirmek zorunda kaldılar. Dahili titreşim önlemeli makinesi olanlar ise babasınsan kalma lenslerle bile flaşsız çekim yapıyorlar. Daha ne olsun!
İnceleme demedik özellikle çünkü farklı incelemelerden kendi yorumumu da katarak yaptığım bir derleme bu yazı.
E-620′yi ise çok beğeniyorum ve kendim için rahatlıkla tercih edebileceğim bir gövde. Tele çekimleri için 5D’min yanına ikinci gövde olarak gelebilir. Üstüne de bir adet Sigma 50-500 taktık mı tamamdır, geniş geniş rüzgar sörfü çekebilirim :)
Güzel yazı için teşekkürler.
D-SLR alma arifesindeyim ancak 500D ve bu makina arasında kaldım diyebilirim. Açıkçası Full HD video bnm için çok önemli değil çok sık kullanacağım bir özellik değil. E620 ile 500D’yi kıyaslarsak sonuç ne olur acaba? Dahili titreşim önleyici büyük bir avantaj bence…
Video önemli değilse bence E-620. Ama bence diyorum çünkü satın alma kararı vermek başlı başına bir olay ama sıfırdan başlayacak biri için çok da çetrefilli bir durum yok. Sistem ve lens satın alma rehberini de okuyup kararınızı verin bence. 5D kullandıktan APS-C gövdeye dönüş yapmak kolay olmuyor ama iki arada bir deredeyim. Bu kadar ağır ekipman taşımaktan bıkınca E-620 genel kullanım için mükemmel bir gövde konumunda.
Anladım bulunabilirlik olarak 500D daha cazip ayrıca elden çıkartmak veya upgrade istediğimizde de ülkemizde Canon öne çıkıyor sanırım 500D alıcam bu durumda fotorafçılık geçmişim profesyonel olmasada var ama şahsıma alacağım ilk D SLR olucak daha önce D80 kullanmıştım 2 ay boyunca 500D ile inceleme yazarsanız aldığımda bende izlenimlerimi aktarırım.
Teşekkürler.
Ben de Canon 500D alanlardanım. Kararımdan memnunum. Bunun birkaç sebebi var:
* Yüksek ISO performansı (Four Thirds’lerin yüksek ISO performansı pek iyi değil deniyor)
* Ucuza Canon 50mm F1.8 lens ile çok güzel portre çekimleri yapabiliyorum
* Video özelliği işimi fazlasyıla görüyor, dahili mikrofonu son derece güzel
* Eski Canon 400D kulanıcısıyım.
Aynı sensör boyutunda daha yüksek MP olduğundan 500D’de yüksek ISO’da lens önem kazanıyor eski modellere göre.
govdede IS olmasi buyuk avantaj da masallah Olympus’un ele ayaga gelir lensleri Canon-Nikon’un IS/VR’li lenslerinden daha ucuz degil
olympus e500′den beri ufak govdeye acaip acaip ozellikler sikistiriyor (pentax gibi), ama zaten ayakta kalabilmelerinin en buyuk sebeplerinden biri de bu galiba
Ele aya gelir derken :)
Fiyatı düşünürken f:2 diyaframı da dikkate katmalısınız ;) Alan derinliği konusunda çok avantaj sağlamayacak belki ama daha yüksek enstantene kullanmanıza izin verecek.
Zuiko 50/2 makro lensi düşünün mesela. 35mm karşılığı 100mm olacak ve bu odak uzaklığında f:2 diyaframa sahip olacak. Fiyat olarak da kesinlikle daha pahalı değil. Örnek vererek açıklayayım ki Zuiko lenslerinin APS-C algılayıcı için özel üretildiklerini unutmayın; Canon ve Nikon’un tele lensleri hep tam-çerçeve (full frame) algılayıcılara göre tasarlanıyorlar.
En pahalı lens olan Zuiko Digital ED 300mm F2.8 ise 600/2.8 lense karşılık geliyor. Fiyatı 5810USD.
Canon’da APS-C gövdeler için karşılğı EF 400mm f/2.8L IS USM ki 35mm karşılığı olarak 640/2.8 olacak ve fiyatı 6800USD.
Nikon’daki karşılığı AF-S NIKKOR 400mm f/2.8G ED VR ve fiyatı da 8800USD.
Bu arada ayakta kalmalarının en büyük sebeplerinden biri teknolojik doygunluk iken bir diğeri de çok iyi olan lensleri. Olympus E-Sistemini özel yapan kesinlikle tele avantajına sahip lensleri.
yalcin bey,
ele ayaga gelen lensleri soyle:
Olympus 35-100mm f/2.0: 2,050$
Olympus Zuiko 7-14mm f/4.0 Aspherical Super ED: 1,500$
Olympus Zuiko 14-35mm f/2.0 Digital ED SWD: 1,850$
sizin dediginiz macro lens de cok super kaliteli bir lens degil diger makrolarla karsilastirinca, kaldi ki 1:1 bile degil.
simdi bu fiyatlara bakarsaniz, nikon ve canon’un IS/VR’li lenslerinden bile daha pahali olduklarini gorursunuz. bir de, 4/3′te unutmayin ki alan derinligi full frame makinenin iki kati oluyor, yani 4/3 f2.0 lensin alan derinligi full frame bir makinede f4.0′e denk geliyor (bokeh icin hafif bir dezavantaj)
4/3 sistemin “vadedilen” en buyuk avantaji daha ufak ve (dolayisiyla) ucuz lensler. ama goruyorum ki pek tutmamis bu.
zuiko lensler hemen her zaman cok keskin ve kaliteli olmustur, ama bu fiyat farkini haketmiyorlar
2x odak carpani basta telefoto’da avantajli gelse de, aslinda bu yaniltici cunku aslinda bu carpan goruntuyu buyutmuyor FF bir sensorun cekecegi goruntunun ortasindan crop aliyor. kus cekenler seviyor cunku vizorden baktiginizda kusu 2 kat buyuk goruyorsunuz, bu da kadrajda onemli..
Her sistemin olduğu gibi onların da ucuz lenslerinin yanında pahalı lensleri de var. Bu hiç de kötü bir durum değil zira parası olan için her zaman daha iyisini alma imkanının bulunması avantaj.
Sığ alan derinliği her zaman için öncelik değildir. Önceliği olan zaten ne APS-C ile uğraşmaz FF gövde alır. Çoğu durumda insanın derdi daha hızlı enstantane elde edebilmek oluyor ki işte bu durumda daha açık diyafram kullanabilme bilme imkanı veren lensler avantajlı durumuna geliyor.
Lensleri neyle karşılaştırdığınız önemli burada. Ben tele tarafını verdim diye sanmayın ki sadece tele kısmında fiyatları diğerlerine göre daha uygun değil.
Sistemler arası karşılaştırma yapmak doğru değil çünkü çoğu zaman elma ile armutu karşılaştırmaya dönüyor olay.
Ama madem konu oraya gidiyor bakalım durum dediğiniz gibi mi?,
14-35mm f/2.0, 35-100mm f/2.0 bu iki lensin başka sistemlerde karşılığı yok! f/2 değerine sahip zoom lens üreten başka kimse yok. Alan derinliği FF’de f/4′e denk geleceği doğru ama Four Thirds FF rakibi değil. Bu gövdenin rakibi Canon 500D, Nikon D5000 yani APS-C gövdeler. Onlardaki karşılığı da f/2.8 lensler. Yani dezavantaj falan yok ortada. 500D sahibi EF 70-200/2.8′i takdığında nasıl bir alan derinliği elde edecekse Olympus sahibi de benzerini elde edecek.
Fiyatları pahalı mı? Şuanki B&H fiyatları
Olympus 35-100mm f/2.0: 2,050$
Canon EF 70-200mm f/2.8L IS USM: 1,900$
Nikon AF-S NIKKOR 70-200mm f/2.8G ED VR II: 2,400$
Olympus Zuiko 14-35mm f/2.0 Digital ED SWD: 1,850$
Bu lens evet pahalı çünkü Four Thirds de hızlı geniş açı lens yapmak zor ve masraflı. Canon ve Nikon’da gene bu kadar hızlı zoom lens yok ama derdiniz hız değil alan derinliği ise 17-50/2.8 lensleri 500USD mertebesinde alabilirsiniz. FF olarak düşününce de 24-70/2.8 lensler işin içine giriyor onların fiyatları da Canon 1350USD, Nikon 1800USD, Sony 1600USD. Sony dışında FF lenslerde IS/VR yok. Canon’a IS ekleyince zaten EF-S 17-55mm f/2.8 IS USM 1000$ ediyor. AF-S DX Zoom-Nikkor 17-55mm f/2.8G IF-ED de VR bile yok ama onun fiyatı da 1230$.
Olympus Zuiko 7-14mm f/4.0 Aspherical Super ED: 1,500$
Bu lensin APS-C sistemlerdeki karşılığı 10-20 lensler. Gene bu kadar hızlı bir rakip lens yok (herkesin kendi marka lensini dikkate alıyoruz), kimsenin geniş açısında zaten IS/VR da yok yani ortada karşılaştırılabilecek bire bir rakip yok. İlla birşeyle karşılaştırmak istersek. APS-C’de:
#APS-C Nikon, 12-24mm f/4G IF-ED: 900$, VR yok, Zuiko kadar da geniş değil
#FF Nikon: 14-24mm f/2.8G ED: 1790$, VR yok, daha hızlı
#APS-C Canon, EF-S 10-22mm f/3.5-4.5 USM, IS yok, 16mm’den başlıyor
# FF Canon, EF 16-35mm f/2.8L II USM, IS yok, 16mm’den başlıyor.
Bu lensten biraz daha iyi olan sadece Nikon 14-24 var yani Zuiko fiyatını kesinlikle hakediyor.
Gördüğünüz gibi bu üç lensin de bire bir benzeri rakiplerde yok, 14-35 dışındakilerinin de benzerleri göre fazla bir fiyat dezavantajı yok. Pahalı geliyorsa zaten daha uygun alternatifler var.
“sizin dediginiz macro lens de cok super kaliteli bir lens degil diger makrolarla karsilastirinca, kaldi ki 1:1 bile degil.” demişsiniz. Deneyerek mi bunu söylediniz bilmiyorum. Ben denemedim ama bir tane bile kötü şey okumadım bu lens hakkında.
“Macro focusing: 1:2 maximum magnification (1:1 35mm equivalent) ”
1:2 makro lens olduğu doğru ama aynı zamanda 35mm karşılığı olarak 1:1 makro olmuş oluyor. Kesme çarpanı yaklaşma oranına da doğrudan etki ediyor. Bu hesapla Canon ve Nikon 1:1 lensleri APS-C gövdelerde 1:1 in üstünde yaklaşma sağlayacağı da doğrudur. 35mm karşılığı ile ne ima edildiğini çok çözemedim doğruyu söylemek gerekirse FF makinede 100/4 1:1 makroya denk olacağını düşünebiliyorum anca.
Lens optik olarak ‘çok süper kaliteli’ olmayabilir ama çok kaliteli olduğu herkes tarafından onaylanmış bir lenstir. Bundan daha iyi olanların nesinin iyi olduğunu söyleyebilirseniz daha aydınlatıcı olacaktır. Şuanki söyleminizde neyin eksik olduğunu anlayamıyorum. Olympus için alabileceğiniz en keskin lenslerden bir tanesi bu makro lenstir.
Örnek olarak dpreview ne demiş:
çözünürlük: Aşırı derece keskin (’extremely sharp’)
CA: yok gibi birşey
Köşe kararması: sorun yok
Bozulma: az biraz ‘barrel’ bozulma mevcut.
Önden ılık kaynağında yansıma yapması ve AF’unun yavaş olması da eksikleri.
Kaldıki makine testlerinde adamlar bu lensi kullanıyorlarsa bir bildikleri vardır değil mi ;)
‘Crop’ olayına gelirsek. Söylediğiniz kulağa hoş geliyorsa bu şekilde düşünmek çok da mantıklı değil. Kesmeyi her gövdede alabilirsiniz elbette. Önemli olan elinizde ne kaldığıdır. D700′de de 6MP’lik kesme alıp 2x odak uzaklığı elde etme imkanınız var ama aynı şeyi E-620′de de yapıp 6MP’lik kesme alır, 4x odak uzaklığına erişmiş olursun ;)
2x kesme alarak E-620′nin çözünürlüğüne erişmek için 24MP’lik bir FF gövde kullanmanız gerekir. 24MP’lik Nikon 8000USD, Canon’da yok (21MP, 2700USD), Sony’de 2000USD. E-620 ise 600USD…
olympus ve pentax’i bu yuzden seviyorum dedim ya zaten: ucuz ve iso400′e kadar digerlerinden farki yok (gibi :) )
Ben pentax k20 kullanıcısıyım.Hic sikayetim yok.Bu sıralar iyi bir tele arayisindayim.Arastirmalarim beni Zuiko 50 200 f2.8 uzerine yoneltti.Dogal olarak bu lensle birde 2nci el E520 almayi dusunuyorum.Pentax govdeyi genellikle 12 24 f4 lensle kullanıyorum ve lens degistirmeye cogu kez useniyorum.Benim sizden ricam dogru yoldamiyim yada pentax 80 200 f2.8 gibi bir lense mi yonelmeliyim ? Hani iki govde tasimakta isin hamalligi oluyor gibi.Tesekkurler
50-200/2.8 üst kalite ve pahalı bir lens. Sadece lensleri için Olympus’a yönelen kullanılar mevcut. Sistem değiştirmeden önce belki de K bayonet filmli dönem lenslerini de araştırmalısınız. Pentax için 50-135/2.8 mevcut. Aynı zamanda Tamron ve Sigma 70-200/2.8 de mevcut. Tamronu kullanıp mutlu olan tanıdıklarım mevcut. Pentax’ın mevcut lens ailesi işimi görmüyor demeden sistem değiştirmemek lazım bence. Biraz daha düşünün siz ;)
Hizli yanitiniz icin tesekkurler.Ben esasen sistem degistirmeyi dusunmuyorum.Pentax ile devam edeceğim .Sadece tele konusunda 50 200 f2.8 gozumu kamastirdi.Ama sizin dediginiz gibi fiyat / performans orani dikkate alindiginda,sigma 70 200 f2.8 oldukca iyi bir lens gibi.
Bu tur pahali lensler bir kez aliniyor bu sebeple karar vermek gercekten zor.
Sizin blogunuzu da cok begendim.Devamini dilerim.
Fotoğraf üzerine yeni bloğum da burası artık; kendi bloğum kişisel olarak devam edecek :) Four Thirds sistemini ben gerçekten beğeniyorum ama sistem değiştirme konusunda her zaman sakin olunmalı diye düşünürüm :)